Ayrılıklar ülkemizde bizlerin kaderi olmuş , büyük şehirlere ve yurt dışına çalışmak veya tahsil yapmak için sevdiklerimizden uzun süre çoğumuz ayrı kalmışızdır.Bende 12 yaşıma kadar koynunda yattığım anamdan (abamdan)1972 ayrılıp istanbul'a geldiğim günden beri Anne hasretini çekmişimdir. Okullar tatil olup köye dönüşü iple çeker, üç aylık tatil ise üç gün gibi hızlı geçer hasretlik tekrar başlardı.
Yıllar böyle akarken 2002 yılı eylül ayında Annemin felç olması onun yıkımı oldu.Seksen yaşına kadar kimselere yük olmayan ve minnet etmeyen köyün den ayrı kalmayı ise bir türlü kabullenmeyen Hatice Bacı birilerine muhtaç olmuştu.Tıbbın ilerlemesi , iyleşip tekrar köyüne kavuşma azmi onu kısa zamanda ayağa kaldırmıştı fakat eskiden olduğu gibi Pul köyünde tekrar tek başına yaşıyamıyacaktı.Bu yaz köy'e ablamla gittiğin de bu gerçeği daha iyi anlamıştı.Bende Eylül ayın da köye Annem için gitmiştim.
O nu hergün elinden tutarak araba yolunda gezdirdim.Çınarın dibinde köylülerle beraber oturduk.Köy de sepetli motorsikletle Yukarı yazılardan Karaca taşa bağa geldik, bağı gezdik, üzüm topladık Badem ağacının dibinde üzüm yerken etrafı seyre dalan annem Hey gidi günler dedi şu ağaçların taşların dili olsada konuşşa Anan burlara ne emek Çekmiş sana anlatsalar ama hepsi yalan oldu diye iç geçirdi.16.11.2003 Pazar günü İstanbul’da Pul köyü Derneğinin iftar yemeğine gideceğiz Bana hele otur hele söyliyeceklerim var dedi
--- Buyur Anacığım seni dinliyorum
--- Allah seni hacılara nasip etsin dert keder görmeyesin oğlum
--- Ana vazifemiz ne yaptım ki derken içime de bir kuşku doğdu
--- Daha ne yapmadın ki
Anamla olan son konuşmam bu.. iftar yemeğine geldğimizde Şermin abla koluna girdi
onu yemek haneye indirdi yemek yenildikden sonra Mustafa Abim Anamı ben alacam
diye tutturdu Annem halbuki Bayramı sizde geçirecem demişti.Abimin ısrarı üzerine
abimlere gitti banada çağam bana darılmıyorsun değimli dedi....
18.11.2003 günü abim aradı Annemin bir ilacının azaldığını almamı söyledi. İlacı eczaneden alarak akşam da hem annemi görür ilacı da veririm demiştim. Yolda abimlere giderken cep telefonum çaldı eşim annemin rahatsız olduğunu söyledi hemen arabaya atlayıp abimlere geldiğimde o bu meşatkatli Dunyadan giderek mevlasına çoktan kavuşmuştu sanki bir nevi yalan olmuştu...

1950 ve 1960 doğumluların anaları yani bizlerin anaları Yoksulluğun kader sayıldığı bir
dönem de ilaç ve doktorun olmadığı zamanlar da 9 ve 15 yaşlarındaki çocuklarını toprağa
vererek acılarını kalbine gömen analarımız,Paranın olmadığı ve kazanılmadığı yılarda
alın teri ile ürettikleri tereyağı,süt.peynir ve yumurta trampası ile sabun çay şeker alan analarımız
zar zor aldıkları lastik ayakkabıları köy için de giyip çaylara ve dağlara giderken yırtılmasın diyerek ayaklarından çıkaran analarımız çağalarını tek bir bezle kirlendiği zaman entarisine sararak büyüten analarımız dağ ve ev işini yapan analarımız bizim için tüm ömrünü veren analarımız
--- Çağam bacanın başında kıtirikli sahanın içinde kaymak var ekmeğin arasına
koyda ye hemi (kendisi yemez)
--- Sahanda yumurta veya etli yemek yerken kaşıkla çağalarının önüne iterler
evin reisine ise az ye çağalar yesin uyarısı yaparlardı
--- Ana dediğimizde "Mutlaka Ögünde ölem çağam derler di"....
Ama 18.11.2003 akşamı Ana dediğimde cevap alamayınca kalbimde bir sızı hissettim
Beni doğran ve Dua kaynağım artık yoktu 83 yılını bizlere veren anamın dünyalığı ise
2 fistan 2.köynek bir tespih cüzdanın da ise on milyon lira parası vardı
Anacığım sen Nur içinde yat.....